Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
Zeus

Helenistik Felsefe Nedir

Sponsorlu Bağlantılar
Sponsorlu Bağlantılar

Resim Ekle Dosya Ekle Video Ekle Soru Sor Bilgi Ekle
Helenistik (Helenizm) Felsefe Nedir? Kent devletinin sona erdiği M.Ö. 323 yılıyla Hellenistik çağın son büyük imparatorluğunun Roma’nın bir parçası olduğu M.Ö. 30 yılı arasındaki dönemin felsefesine verilen ad.

Bu dönemde yer alan dört büyük felsefe okulu sırasıyla, Akademi, Peripatetik okul, Epikürosçu ve Stoacı okuldur. Bu dört okuldan, hazcı ahlâkı ve Tanrı’nın evrene müdahalesini reddeden varlık görüşüyle Epiküros felsefesi, daha ağır basan ve döne*me çok büyük ölçüde damgasını vuran felsefe olmuştur. Amaçlı bir evren anlayışıyla en yüksek insani iyi olarak, aklın doğru ve yerinde faaliyetine duyulan inanç ise, en güçlü ifadesini Stoacılarda bulmuştur. Stoacıların görüşlerinde somutlaşan bu amaçlı evren görüşü, son çözümlemede Sokrates’ten miras alınan bir görüş olarak Epiküros’un varlık görüşüyle karşıtlık içindedir.

Bu dönemde ortaya çıkan başka bir felsefe okulu da, dogmatik oldukları gerekçesiyle tüm felsefelere ve özellikle de Stoacı felse*feye gösterilen tepkiyle seçkinleşen, kuşkuculuk olmuştur. Nihayet dönemin sonlarına doğru, Poseidoinos Panaetios ve Antiokhos, Stoa felsefesini Platon ve Aristotelesçi öğretilerle birleştirmeye çalışmıştır.

Helenistik Felsefesinin Genel Özellikleri

Hellenistik felsefenin en önemli özelliği, bu felsefenin konularını mantık fizik ve etik şeklinde düzenlemesidir. Mantık, Aristoteles’ten miras alınan bir tavırla, bilgi teorisini de kapsayacak şekilde, doğru bilgiye ulaşmanın yöntemi ve felsefenin vazgeçilmez aracı olarak görülmüştür. Nitekim, bu anlayışın bir sonucu olarak, özellikle Stoacılar mantık alanına çok önemli katkılar yapmışlardır. Aynı şekilde, fizik de arka planda kalıp, yalnızca etik için bir temel ve hazırlık olma fonksiyonunu yerine getirmiştir. Bundan dolayı, bu dönemde filozoflar, fizik ya da varlık alanında yeni teoriler geliştirmek yerine, Sokrates öncesi doğa filozoflarının görüşlerini aynen benimsemişlerdir. Bu bağlamda, Stoalıların Herakleitos’un fiziği*ni Epiküros’un ise Demokritosun atomcu görüşünü pek büyük bir değişiklik yapmadan benimsediğini söylemekte yarar vardır.

Hellenistik felsefede ön plana çıkan çalışma alanı ya da disiplin, etik olmuştur. Bunun nedeni, bireyin amacına ulaştığı, iyi bir yaşam sürdüğü, kendisini her bakımdan evinde gibi hissettiği kent devletinin yıkılması, kent devletinin yerini alan imparatorlukla birlikte, bilinen dünyanın sınırlarının genişlemesi ve bireylerin kaçınılmaz bir biçimde dünyaya topluma ve kendilerine yabancılaşması, yalnız ve başıboş kalmasıdır.

Böylesi bir toplum düzeninde, felsefeden beklenebilecek tek şey, ilgisini birey üzerinde yoğunlaştırması, bireyin felsefeden bek*lediği yol göstericilik görevini yerine getirmesidir. Bu dönemde, felsefenin herkesçe kabul görmüş amacı, insanı mutlu bir yaşama ulaştırmak, bireye güven ve bilgelik kazandırarak, onun yaşadığı yabancılaşma ve yolunu kaybetmişlik duygusunu aşmasını sağlamaktır. İşte bundan dolayı, Hellenistik dönemin en. büyük ve en önemli iki sistemi olan Epikürosçulukla Stoacılık kişisel bir ahlâk üzerinde yoğunlaşmışlar, siyasi ya da toplumsal düzenle ilgili problemlere pek az önem vermişlerdir. Bir tinsel bağımsızlık ve kendi kendine yetme idealini ön plana çıkartan iki akımın da ahlâkı, fiziklerinin katkısız materyalizmini yansıtacak şekilde doğalcı ve ‘bu dünyacı’, yani içinde yaşadı*ğımız dünyayla, bu dünyadaki yaşam ve değeri temele alan bir ahlâk anlayışıdır.

HELLENİZM - ROMA FELSEFESİ

Bu çağdaki felsefe Büyük İskender’in M.Ö. 334–224 yıllarında Pers İmparatorluğunu ele geçirmesiyle başlar. Büyük İskender’in fethiyle topraklar Ortadoğu’ya kadar yayılmış ve artık yunan kültürü doğunun mistik kültürü ile tanışmıştır. İşte bu dönemdeki felsefe yunan kültürü ile doğunun mistik kültürünün kaynaşmasıyla meydana gelmiştir.

Aristo’dan sonra felsefe ahlak felsefesi şekline dönüşmüştür ve daha çok bilimsel araştırmalara önem verilmiştir. Bu dönemde Ahlaklı Yaşam nedir? ve İnsanın Mutluluğu Nerededir? Sorularına cevap aranmıştır.

Yunan felsefesi, dinden ve mitolojiden kopuşla başlamıştır. Oysa hellen felsefesi ve roma felsefesi giderek dine yaklaşma eğilimi göstermiştir. Hellen döneminde kişinin mutluluğunu sağlamak amaç olmuş, felsefenin amacı bireyin mutluluğunu sağlamak olmuştur. Bu yönüyle bu dönemdeki felsefe ahlak ve pragmatik bir felsefe haline gelmiştir.

1. HELEN FELSEFESİ ÖZELLİKLERİ

1-) Doğu ile batı kültürü kaynaşmıştır.
2-) Bu dönemdeki felsefenin amacı; yaşamın anlamı nedir ve bireyin mutluluğu nasıl sağlanır? gibi sorulara cevap aranmıştır. Bu yönüyle ahlak felsefesi özelliğini taşır.
3-) Bu dönem felsefesinin amacı bireyin mutluluğunu sağlamak olduğu için pratik şeylere yönelme olmuştur. Bu da bilimlerin tek tek gelişmesini sağlamıştır. (Özellikle geometri, matematik ve astronomi ) Bu yönüyle bu dönemdeki felsefe ayrıca pragmatik felsefedir.
4-) Bilimlerin gelişmesiyle metafiziksel problemlere ilgi azalmıştır.

2. ROMA FELSEFESİ ÖZELLİKLERİ

1-) Yunan felsefesi incelenmiştir. Bu nedenle yunan felsefesinin çoğu özelliğini taşır.
2-) Felsefeye özgün bir şey katmamışlardır.
3-) Ahlak felsefesine ağırlık verilmiştir.
4-) Kaderci bir yaklaşımları vardır. (Stoacılardan etkilenmiştir.)

Bu dönemde etkili olan 4 akım vardır. Bunlar septisizm, epikürosculuk, stoacılık ve yeni plâtonculuktur.

3. HELLEN-ROMA DÖNEMİ FELSEFİ AKIMLARI

SEPTİSİZM

Bilginin olanakları ve sınırı nedir? sorusuyla ortaya çıkmıştır. İlk septikler sofistlerdir. (Protogaras ve Gorgias) Fakat bilgi sorununu sistematik şekilde (şüpheyi sisteme dönüştüren) inceleyen ilk Pyrrhon’dur. (M.Ö. 365–275)

Pyrrhon, her sav için birbirinin karşıtı olan ve eşit güce sahip 2 kanıt ileri sürülebilir. Mesela tanrıların varlığı hem vardır hem yoktur diyebiliriz. Bu iki yargının da doğruluğu veya yanlışlığı aynı eşit güce sahiptir. Bu yargıların doğruluğunu bilemeyiz. Çünkü akıl ve duyularımız nesneleri bize oldukları gibi değil de göründükleri gibi gösterir. Bunun için her türlü yargıdan kaçınmalıyız (Epokhe). Epokhe ne kadar tam uygulanırsa ruh huzursuzluktan o kadar uzaklaşır ve ruh huzuruna o kadar varır ve mutluluğu o ölçüde yaşar.

Timon, hocası Pyrrhon’un öğretilerini 3 soruyla özetler
- Nesnelerin gerçek yapısı nedir? Kavranamaz
- Nesneler karşısındaki tavrımız ne olmalıdır? Her türlü yargıdan kaçınmalıyız
- Nesneler karşısındaki doğru duruştan ne kazanırız? Ruh dinginliğine ulaşırız.

Karneades, diğer bir şüpheci filozoftur. Ona göre doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edebilecek güvenilir bir ölçüt veya bir belirti elimizde yoktur. Yani güvenilir doğruluk ölçüsü yoktur. Bu ölçü duyularda ve akılda aranabilir. Bunlar da görecelidir. Karneades’e göre bir önerme aynı anda doğru ve yanlış olabilir. Stoacılar ise bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır der. Karneades stoacıların bu doğruluk anlayışını eleştirerek felsefesini oluşturmuştur.

EPİKÜROSCULUK

Ahlak felsefesi olan Epikürosculuğun amacı mutluluktur. Bu dönemdeki felsefenin başlıca amacı mutluluğu sağlamaktır. Bu da ancak insanı tanrı ve ölüm korkusundan kurtarmakla yapılabilir. İnsan aklın hazlarını tatmaktan başka dünyanın sunduğu nimetlerden de yararlanmalı ve bu sayede mutlu olmalıdır.

Epiküros’a (M.Ö. 341 -270) göre en yüksek iyi (mutluluk) acıdan kurtulmuş olmadır. Acıdan kurtulmuş olan ruhun huzursuzluktan kurtulmasıdır.(Ataraxia) Ruh huzurluğu isteklerin bastırılmasına bağlıdır. Fakat mutluluk için esas olan dengeli gitme yani ölçülü olmaktır. Mutluluk için esas olan aklın ve bedenin isteklerinde denge kurmadır. Önemli olan acıdan uzaklaşmadır. En çok acı veren şey korku özellikle ölüm ve tanrı korkusudur.

Epiküros, Demokritos’un maddeci (Atomcu) anlayışını benimsemiştir. Ona göre Atomların ilişkilerini kendiliğinden olan yasalar belirler. Yazgı bu kör zorunluluğun ve hesaplanamayan rastlantının sonucudur. Mademki insan yazgısını kendiliğinden olan zorunluluk ve önceden görülemeyen rastlantılar belirler, o halde insan yaşam ve ölüm karşısında ilgisiz kalarak ve akıllı davranarak çevresinde mutluluk verecek şeyleri ayırt etmelidir. O halde temelsiz korkular mutluluğumuza engel olmamalıdır. Epiküros tanrının varlığını reddetmez, fakat tanrıların insan hayatlarına karışmadıklarını söyler. Bu nedenle tanrıdan korkulmaması gerektiğini söyler.

Kısacası mutlu olmak için ölçülü yaşamak, insanı ruhen sürekli haz içinde bulunduracak şeylere yönelmek gerekir. Yani dünyevi mutluluklar sağlayacak (şan, şeref, statü gibi) şeylerden uzak durup, ruh huzuru sağlayacak şeylere yönelmek gerekir. Ancak bu sayede mutluluğa ulaşabiliriz.

Ona göre toplum, devlet gibi bireyüstü kurumlar bireyin yalnızca mutluluğunu sağlamak için olan araçlardır. Devlet ona göre bireylerin karşılıklı korunma gereğinden, düşünüp taşınmalarından doğmuş olan sözleşmeye dayana bağdır, kurumdur. Bu nedenle devletin yapısı ve amacı herkese yarar sağlamak olmalıdır.

STOACILIK

Kurucusu Kıbrıslı Elalı Zenon’dur. Zenon da bireyin mutluluğuna dönük bir başka felsefe ortaya çıkarmıştır. Zenon da Platon gibi her şeyin zorunlu olarak var olduğunu, evrende rastlantıya yer olmadığını söyler. Ayrıca tanrının evrenden ayrı olmadığını, evrenin her yerinde olduğunu söyler. O evrene yayılan kutsal ruh-akıldır. Yani başka bir ifadeyle LOGOS’tur.

Her insanın kaçınamayacağı, yaşamına hâkim olan bir yazgısı vardır. Yasamın şekli insan için önceden belirlenmiştir. Bunun için insan yazgısını olduğu gibi kabul etmelidir. İnsan yazgısından şikâyet etmemelidir. Şikâyet ederek yazgısını değiştiremez. İnsan yazgısını kabul etmediği zaman elden bir şey gelemeyeceği için kendisini üzüntü ve sıkıntıya verecektir.

İnsanın görevi doğaya göre yaşamaktır. Doğaya, akla uygun yaşamak ödevdir, erdemliliktir. Erdem insanın iradesinde yatar. Onun olaylar karşısındaki tutumuna bağlıdır. Bu nedenle mutluluk bireyin kendi elindedir. Bireylerin olaylar karşısında korkmaları onların olmalarını önlemeyecek. Bu nedenle olaylar karşısında korkmanın hiçbir yararı yoktur. Hiçbir duygu karşısında güçsüz olmamak, onlara yenilmemeyi ilke edinmek özgürlüğün ve mutluluğun koşuludur.

Olaylar karşısında korkuya kapılmayan, hiç bir şeye fazla değer vermeyen kişi erdemliliğe ulaşır. Çünkü insan tutkuların kölesi olmaz. Erdem insanın tutkularına tam anlamıyla egemen olmasıdır.

Stoa Felsefesinin özelliklerine gelince;
1-) Bireyci (individüalizm) ahlak anlayışına sahiptir.
2-) Yaşamda ölçülü olmayı temel alır.
3-) Panteist (tümtanrıcılık) bir tanrı anlayışları vardır.
4-) Kaderci bir anlayışa sahiptirler. (İnsan kaderine boyun eğmelidir.)
5-) Roma felsefesini etkilemiştir.

YENİ PLÂTONCULUK

Plotinos’un felsefesi platon felsefesine bağımlılığından dolayı bu adı almıştır. Platon ve stoacıların oluşturduğu soyut Tanrı anlayışı, LOGOS, o dönemde somut tanrı anlayışına alışmış olan kafalarda soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştur. Plotinos, bu noktayı Platonun idealizm ile doğunun mistisizmi özellikle de Hinduizm arasında sentez kurarak çözmeye çalışmıştır.

Plotinos’a (M.Ö. 270–204) göre değişmeyen bir şey gerçekten var olabilir. Dolayısıyla bu değişmeyen gerçeklik, maddi dünyadan farklı ve ayrı olmalıdır. Bu varlık ise tanrıdır. Madde, ruh ve zihinden her biri değiştiği için, Tanrı ne madde, ne ruh ne de zihindir. Tanrı zihin düşünceleriyle sınırlanamayacağından, insan diliyle ifade edilemez. Duyularımızla da ona ulaşamayız. Tanrıya ulaşmanın tek yolu mistik bir vecd haline girmektir.

Plotinos, platonun idealarının en yücesi olan iyiyi tanrı olarak gördü ve ona BİR adını verdi. BİR’in değişmediğini, onun yaratılmadığını ve bölünemez olduğunu gösterir. Tanımlanamaz ve aklın ötesindedir. Zira BİR değişseydi, bölünebilseydi veya yaratılmış olsaydı birliğini kaybederdi. Plotinos’a göre bu evrendeki her şey tanrıdan zorunlu olarak çıkmıştır. BİR’den çıkan ilk varlık NOUS’tur. Nous akıldır. BİR’e en çok benzeyen varlıktır. Nous tümel akıldır.(Evrensel akıl –ruh) O kendisinde tikel şeylerin idealarını taşır. Ondan da bireysel akıllar çıkar. BİR, nasıl aklı saçtıysa, akılda ruhu saçar ve ruh her şeyin içinde var olarak çoklaşır. BİR’den ayrılan her şey kaynağından ayrılır ve ondan farklı olur ve bu ayrılmayla beraber ona dönmek için özlem duyar. Tanrıya dönmek ve onunla birleşmek ister. Bu da ancak Tefekkürle yani ruhun düşünceyi aşarak vecd haline girmesiyle gerçekleşebilir.

Plotinosun varlık anlayışında en yüksek basamak BİR, daha sonra sırasıyla NOUS, RUH, MADDE (BİR’den en uzak olan) dir.
Ek Bilgiler
Büyük İskender'in egemenliğiyle özgür ve bağımsız Yunan kent devletinin gücü gerçekten tarihe karışmıştı. Onun ve siyasi güç için birbirleriyle dövüşen ardıllarının egemenlikleri sırasında Yunan kentlerinin ellerindeki özgürlük ancak sözde egemenlikti ya da en azından her şeyin üzerinde duran egemenin iyi niyetine bağımlıydı.

İşte bu yeni siyasi durum, kaçınılmaz olarak, felsefede de bir etki yarattı. Hem Platon hem de Aristoteles Yunan kentinin insanlarıydılar. Ve onlar için birey; kentten ve kentin yaşamından ayrı düşünülemezdi. Birey kentte amacına ulaşır ve yaşamını iyi sürdürürdü. Ama özgür kent daha büyük bir kozmopolitan bütüne kaynaştığı zaman, yalnızca Stoacılıkta gördüğümüz gibi, dünya vatandaşlığı ideali ile kozmopolitanizmin değil, fakat bunun yanı sıra bireyciliğin de öne çıkması doğal olabilirdi. Gerçekte bu iki öge, kozmopolitanlık ve bireycilik, sıkı sıkıya birbirlerine bağlıydılar. Çünkü kent devletinin Platon ve Aristoteles'in düşündükleri gibi sıkı ve her şeyi kucaklayan yaşamı çöktüğü ve yurttaşlar daha büyük bir bütüne kaynaştıkları zaman, birey kaçınılmaz olarak başı boş kaldı, kent-devletindeki bağlarından koptu. Böylece kozmopolitan bir toplumda felsefeden beklenebilecek tek şey ilgisini bireyde yoğunlaştırması onun yaşamda kılavuzluk istemine karşılaştırmaya çalışması olacaktı. Çünkü bu yaşam artık göreli olarak küçük bir kent ailesinde değil ama büyük bir toplumda yaşanıyor, ve buna göre felsefe başat olarak törel ve kılgısal eğilimler sergiliyordu. -Stoacılık ve Epikürcülükte olduğu gibi. ****fiziksel ve ruhsal kurgu düşme eğilimine girdi, kendileri uğruna değil ama ancak törebilim için bir temel ve hazırlık sağlamaları işleminde birer ilgi nesnesi oldular. Törel alan üzerinde bu yoğunlaşma yeni okulların ****fiziksel kavramlarını kendi başlarına yeni kurgular üretmeye girişmeksizin niçin başka düşünürlerden ödünç almış olduklarını anlamayı kolaylaştırır. Gerçekten de bu bakımdan geriye ön-Sokratiklere döndüler-. Stoacılık Herakleitos'un fiziğine ve Epikürcülük ve Demokritos'un atomculuğuna başvuruyordu. Bundan da ötesi, Aristoteles-sonrası Okullar en azından belli bir düzeyde giderek törel düşünce ve eğilimleri ve eğilimleri için bile Ön-Sokratiklere döndüler, Stoacılar Kynik törebilimden ve Epikürcüler Kraniklerden ödünç aldılar.

Bu törel ve kılgısal ilgi, Roma döneminde Aristoteles-sonrası okulların gelişiminde özellikle belirgindir. Çünkü Romalılar ve Yunanlılar gibi kurgul ve ****fiziksel yanları güçlü düşünürler değil, tersine karşılıklı olarak kılgıya yönelik insanlardı. Eski Romalılar karakter üzerinde diretiyorlardı -kurgu onlara biraz yabancı idi- ve Roma İmparatorluğunda, cumhuriyetin önceki idealleri ve gelenekleri söndüğü zaman, bireye çalkantılı bir toplumsal süreç içerisinde yaşamını doğru olarak yönlendirmesini ve belli bir tinsel ve ahlaksal bağımsızlık üzerine dayanan bir ilke ve eylem tutarlılığını sürdürmesini sağlayabilecek davranış kurallarını sağlama görevi sözcüğün tam anlamıyla felsefecilere düşüyordu.

Nietzsche, Hellenistik ve diğer Yunan felsefesi hakkında şu yorumu yapar: "Yunanlılar, gerçekten sağlam bir millet olarak, felsefe yapmakla, bütün başka milletlerden çok daha büyük ölçüde felsefeyi meşru kıldılar. Ama vaktinde duramadılar, çünkü kuru ihtiyarlık çağlarında felsefeden, sadece hristiyan doğmatiğinin sofuca akıl oyunlarını ve pek kutsal kılı kırk yarmalarını anlamakla beraber, kendilerini felsefenin ateşli taraftarları olarak gösterdiler.
"Vaktinde duramadıklarından ötürüdür ki, kendilerinden sonra gelen barbar aleme gördükleri hizmeti kendi elleriyle ufalttılar."

Aristoteles'ten sonra Hellenistik felsefe, iki doğrultuda gelişmiştir. Bir yandan bir ahlak felsefesi, öbür yandan da pozitif bilimler üzerinde bilgince bir araştırma olmuştur. Platon ve Aristoteles'in okulları da (Akademia ile Lykeion) bu gelişmeye ayak uydurmuştur.


Helenistik Felsefe Resimleri

  • 1
    Bu resime açıklama eklenmemiş. 3 yıl önce

    Bu resime açıklama eklenmemiş.

  • 0
    Bu resime açıklama eklenmemiş. 3 yıl önce

    Bu resime açıklama eklenmemiş.

  • 0
    Bu resime açıklama eklenmemiş. 3 yıl önce

    Bu resime açıklama eklenmemiş.

Helenistik Felsefe Sunumları

  • 2
    Önizleme: 2 ay önce

    Helenistik Felsefe Slayt Sunum PPTX

    (Göster / Gizle) Sunum İçeriği: Düz metin (text) olarak..
    1. Sayfa
    Stoa, Epikuros ve SeptiklerHelenistik Felsefe

    2. Sayfa
    Helenistik Felsefe Helenistik felsefe nedir?Büyük İskenderin giriştiği Asya seferinin kültür tarihi açısından sonuçlarındandır.Bu seferlerle Yunan kültürü, doğuya ve Akdeniz çevresine yayılmış, doğudan gelen dinî çığırlar da batıya girmiştir. Bu düşünce hareketlerinin birbiriyle kaynaşması ile doğmuştur. Yunanistan, M.Ö. 146 yılında siyasi hürriyetini kaybederek Roma’nın hakimiyetine girmiştir.Helenistik dönemde ilmi çalışmalar daha da hızlanmıştır. Atinanın dışında, Rodos’ta, İskenderiye’de, Tarsus’ta, Roma’da ve Bizans’ta büyük kütüphaneler ve müzeler kurulmuştur.

    3. Sayfa
    İskender’in Yayılışıhttp://people.ucalgary.ca/~elsegal/Rels46901/Hellenistic_Map.GIF

    4. Sayfa
    Helenistik Felsefenin Özellikleri:Bu devirde felsefe, insan hayatının mana ve hedefi üzerine dönmüştür. Ahlâk, felsefenin ana disiplini haline gelmiştir. Alemin yapısını anlamak için ikinci bir felsefe disiplini olarak fizik ortaya çıkmış ve âlemi tanımada takip edilecek metodu göstermeye yardımı dokunacak mantık iki disiplinin yanında yer almıştır. Doğudan gelen dinî düşünce, Yunan düşüncesindeki kavramlarla açıklanmaya çalışılmış, böylece birbiriyle mücadele eden birtakım dinî ve metafizik sistemler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle helenistik felsefe, ahlâk felsefesi ve din felsefesi şeklinde iki devreye ayrılmıştır.

    5. Sayfa
    Helenik Felsefe ile Helenistik Felsefenin MukayesesiAntik felsefenin ilk 300 yıllık dönemine tekabül eden Helenik felsefe, onun en güçlü, en parlak dönemine karşılık gelir. Görece çok daha uzun veya yaklaşık 700 yıllık bir tarihi olan Helenistik felsefeyle kıyaslandığında, hemen hemen bütünüyle ona karşıt özellikler sergiler. Buna göre, Helenik felsefe dini veya mitopoetik düşünceden kopuşla, doğal olayların doğaüstü nedenler yerine yine doğal nedenlerle açıklanması gerektiği inancıyla başlar.Helenistik felsefe ise, özellikle son dönemlerinde veya Yeni-Platoncu felsefede dine yeniden yaklaşır ve mistik bir karakter kazanır. Helenik felsefenin hem naiflik hem de başka kültürlerle karışmamış olma anlamında saftır.Helenistik felsefe ise Roma kültürü ve kısmen de Doğu felsefesiyle karışmış olma anlamında Yunana özgü saflığını yitirmiş bir felsefedir. Helenik felsefenin doğal siyasi dekoru kent-devletidir, Helenik dönemin filozofu kent-devletinde mutlu bir hayata erişme idealinin belirlediği etiko-politik sorulara cevap vermeye çalışır. Helenistik dönemin siyasi dekorunda imparatorluk vardır; bu dönemde filozof imparatorluk düzeninin sınırlarını büyüttüğü dünyada yalnızlaşan ve yabancılaşan insanın ağır problemlerine çözüm getirmeye çalışır. Kaynak: Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi: Thales’ten Boudrillard’a, Say Yayınları, 2009.

    6. Sayfa
    Helenik Felsefe ile Helenistik Felsefenin MukayesesiHelenik felsefe, büyük bir bölümünde, zaman zaman etik ve politik konularla yakından ilgilenmiş olsa bile, bütünüyle teorik ve evrenin her yönüyle anlaşılabilir olduğuna inanan tamamen rasyonel bir felsefe olarak gelişmiştir. Helenistik felsefe ise, felsefenin neredeyse tüm diğer disiplinlerini bir kenara bırakarak ahlak problemi üzerinde yoğunlaşmış pratik bir felsefedir; Helenistik Felsefe, kimi durumlarda gerçekliğin kavranamaz olduğunu kabul eden septik (kuşkucu), bazen de aklı terk ederek mistikleşmiş bir felsefe olarak ortaya çıkar. Antik felsefenin, MÖ 4. yüzyılın son çeyreğinde başlayıp, MS 6. yüzyıla kadar devam eden ikinci büyük dönemi Helenistik-Roma felsefesi iki ana çağdan ya da felsefe çığırından meydana gelir. Bunlardan birincisi, resmi olarak MÖ 322 ve 331 yılları arasındaki tarihsel döneme karşılık gelen Helenistik çağın felsefesidir. (Stoacı, Epikürosçu ve Kuşkucu okullar)Dönemin ikinci ana çığırı ise Roma felsefesidir.Kaynak: Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi: Thales’ten Boudrillard’a, Say Yayınları, 2009.

    7. Sayfa
    Helenistik Felsefe: Ahlak FelsefesiM.Ö. IV.yüzyılın sonlarına doğru, Platon’un Akademisi ile Aristoteles’in Peripatos Mektebinin yanında iki mektep daha ortaya çıkmıştır: Stoa Mektebi ve Epikur Mektebi. Birinci mektep sütunlu bir yerde ders yaptığı için “Sütunlu Galeri” anlamına Stoa adını almıştır. İslâm dünyasında Revakiyyun ismi ile bilinirler. İkinci mektep ise, kurucusu Epikuros (341-270)’un ismini almıştır. Bu iki zıt mektebin ortaklaşa sahip oldukları görüş, insanı bir hayat filozofu olarak göz önünde bulundurmaları ve birer bilge kişi idealı ortaya atmalarıdır. Stoalılara göre bilge kişi, “bütün aşırı istek ve içgüdülerini yenmiş olan kimsedir. Bilge kişi hayat karşısında olduğu gibi ölüm karşısında da ilgisizdir. Epikürcülere göre bilge kişi, ruh dinginliğine ermiş olan, hayatta hiçbir şey karşısında sarsılmayan kimsedir.” Bu iki mektebin yanında bir de şüphecilik çığırı yer alır. Şüphecilere göre bilge kişi, herhangi bir durum karşısında hiçbir hüküm vermemelidir. Çünkü bütün yanılgıların ve sıkıntıların kaynağı hükümlerdir. İnsan ruh huzuruna ancak hükümlerden kaçındığı vakit ulaşabilir. Bilge kişi ruh sükûnuna “ataraxie”ye ulaşan kişidir. Bilge kişi epoche’ye erişen kişidir. Epoche “insanın, âlemde olup biten şeyler karşısında olduğu gibi, kendi kaderi karşısında da sarsılmaması demektir.

    8. Sayfa
    Stoa FelsefesiStoa felsefesi üç devreye ayrılır: 1- Eski Stoa (M.Ö. 300-130) 2- Orta Staoa (M.Ö. 130-50)3- Roma Stoa (M.Ö. 50-M.S. 3.yüzyıl)Eski Stoa: Kıbrıs’lı Zenon kurucusudur. Ahlâk anlayışında Kyniklerden, fizik anlayışında da Herakleitos’tan etkilenmiştir. Devlet anlayışında kozmopolittir. Orta Stoa’nın iki önemli filozofu, Panaitios (185-110) ile Poseidios (135-50)’tur.Roma Stoa’nın filozoflarının önemlilerinden üçü: Seneca (3-65), Epiktetos (50-130) ve Marcus Aurelius (121-180)’tur. Senaca eğitimcidir. Epiktetos, kölelikten yetişen bir filozoftur. Marcus Aurelius, kral olan filozoftur.

    9. Sayfa
    EpikürcülükEpikürcüler, Kyrene Mektebi ve Demokritos’un etkisinde kalmışlardır. Haz düşüncesi felsefelerinde önemlidir.

    10. Sayfa
    Şüpheci FelsefeŞüpheci Felsefe, Pyrrhon (360-270) ve Timon (330-234) tarafından sistem haline getirilmiştir. Şüpheciler bilgi nazariyesi açısından agnostiktirler.

    11. Sayfa
    Helenistik Felsefe Örnek Quiz sorularıAşağıdakilerden hangisi Stoa felsefesi hakkında doğru değildir?A) Bu felsefenin ana düşüncesi Kyniklerde olduğu gibi "insanın bağımsızlığıdır"B) "Tabiata uygun yaşama" stoa ahlakının başlıca ilkesidir.C) Bilgi, dış dünyadan gelen tasavvur ve izlenimler sonucunda oluşur.D) İnsan ruhu ile Tanrısal ruh aynı mahiyettedir.E) Mutluluk mümkün olduğu kadar hazzı yaşamakla gerçekleşir.

    12. Sayfa
    Helenistik Felsefe Örnek Quiz sorularıHer şey, tanrısal akıl tarafından belirlendiğine göre doğada yasa eğemendir ve Yazgı'dan kaçınmak imkansızdır. Öyleyse kişi yazgısına karşı boş yere mücadele etmemelidir. Yukarıdaki görüşü hangi okul savunmaktadır?Kynikler Kyrenler StoalılarD) Epikurosçular E) Şüpheciler

Helenistik Felsefe Videoları

  • 4
    2 ay önce

    Plotinus'un Felsefesi ( Helenistik dönem,Yeni platonculuk kökenleri )

  • 1
    2 ay önce

    Sokrates

  • 1
    2 ay önce

    Platon ve Platonculuk

Helenistik Felsefe Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Helenistik Felsefe Ek Bilgileri

Bu yazıya sende yeni bilgi ekleyerek gelişmesine yardımcı olabilirsin..

Kapak Resmi
Yazı İşlemleri
İlgili Yazılar
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)